Ana Sayfa Aktüel Tarih Yıllık 500 Konuşma İçin 5 Lira Ödenirdi
Yıllık 500 Konuşma İçin 5 Lira Ödenirdi

Yıllık 500 Konuşma İçin 5 Lira Ödenirdi

0
0

Türkiye’de halkın istifade edebileceği şekilde telefon şebekesi kurulması, ilk kez 1911 yılında Dersaadet Telefon Şirketi namında bir özel şirkete imtiyaz verilmesiyle oldu. Dört yabancı şirketten oluşan konsorsiyuma verilen telefon tesis ve dağıtım imtiyazının kullanım alanı, Dersaadet, yani İstanbul ile sınırlıydı. İstanbul’u telefonla tanıştıran sözleşmenin altında, Hükümet adına İttihat ve Terakki’nin meşhur Maliye Bakanı Cavid Bey’in, yabancı şirketler adına ise Herbert Lives Webb’in imzası bulunuyordu. Türkiye’de halkın kullanacağı şekilde telefon ağının kurulması ve yaygınlaştırılması, birçok yenilikte olduğu gibi yine İstanbul’da, yabancı şirketler tarafından kurulan bir konsorsiyum tarafından gerçekleştirildi. Bu yöndeki ilk resmî adım, 6 Nisan 1911 tarihini taşıyan “Dersaadet ve Civarında Tesis Olunacak Telefon Şebekesi İmtiyazı İçin Akdine Mezuniyet Verilen Mukavelename ve Şartname Hakkında Kanun” ile atıldı. Aslında o tarihe kadar birçok yabancı şirket temsilcisi tarafından telefon dağıtım imtiyazı için müracaatlar olmuştu. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı telefonun Osmanlı İmparatorluğu’nda yaygınlaşması gecikti. Bunun için II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi beklenildi.

Telefonda Devletçilik Kabul Görmedi

Aslında 1911 tarihli kanun ile uzun süredir devam eden telefon tesisiyle ilgili müracaat ve teklifler, Osmanlı Hükümeti tarafından karar altına alınmıştı. Bu kararla birlikte gerek bürokrasi içindeki görüş farklılıkları gerekse telefon imtiyazının hangi şekilde verileceği üzerindeki tartışmalara son verilmiş oluyordu. Çünkü Osmanlı yöneticilerinin büyük bir kısmı, telefonun mutlaka Hükümetin tekelinde kalması gerektiğini, yabancı şirketlere ücreti karşılığı tesisin kurdurulmasının yerinde olacağını savunuyordu.

Ancak bu fikir, kabul görmedi ve günümüz tabiriyle “yap-işlet-devret” yöntemi benimsenerek, telefon tesis ve dağıtım hatlarının kurulup işletilmesi için teklif veren yabancı şirketlerle yola çıkılması tercih edildi.

Tek Maddelik Telefon İmtiyazı

Hükümet’in bu tercihinden sonra, Dersaadet ve civarında tesis olunacak telefon şebekesi imtiyazıyla ilgili kanun çıkartılarak yürürlüğe sokuldu. Sultan Mehmet Reşat’ın saltanatının ilk yıllarında çıkartılan bu kanun, tek maddeden (madde-i münferideden) oluşuyordu. Oldukça kısa olan bu madde, kısalığına rağmen üç temel konuya açıklık getiriyordu. Bunlardan birincisi, bu maddede telefon tesis ve işletilmesi için bir ihale (müsabaka) açıldığının ve kararın ihale sonrası verildiğinin vurgulanmasıydı. İkinci olarak ihaleyi, bir konsorsiyumu (heyet-i müttehideyi) temsil eden ve onlar namına hareket eden Mösyö Herbert Lives Webb’in kazandığı belirtiliyordu.
Üçüncü nokta ise bu kanunla birlikte ekinde yer alan “mukavele” ve “şartname” de yürürlüğe girmiş oluyordu. Meclis-i Ayan ve Meclis-i Me-busan’da görüşülerek kabul edilen layihaların kanunlaştığının vurgulandığı maddede, imtiyaz verilmesine yetkili kılınan merciinin, Maliye Bakanlığı olduğunun altı çiziliyordu.

Sözleşmeyi Cavid Bey İmzaladı

Telefon imtiyazının kapsamı ve iki tarafın yükümlülüklerinin neler olduğu ise 6 Mayıs 1911 tarihinde, yani ilgili kanunun kabul edilmesinden tam bir ay sonra hazırlanan sözleşme ile kesinlik kazanarak yürürlüğe girdi. Hükümet adına Maliye Nazırı Cavid Bey’in, konsorsiyum adına ise Mösyö Herbert Lives Webb arasında imzalanan bu sözleşme, 6 bölüm ve 33 maddeden meydana geliyordu. Mösyö Webb, “Western Electric Company, La British Ancu

luted Helpsby Cobles Limited Company, Pourlexpoule Atasion de Pruce de Thomson Houston ile daha sonra konsorsiyuma dâhil olan National Telefon Company Limited Şirketi” namına hareket ediyordu. Yani dört yabancı şirketin yetkili temsilcisiydi. Bu sözleşme ile Dersaadet ve civarında telefon şebekesi kurulması ve işletilmesi tekeli, Webb’e veriliyordu. Ancak, Mösyö Webb’in bu imtiyaz ve onunla imza altına alınan sözleşme ve şartnamede belirtilen taahhütlerin yerine getirilebilmesi için, imtiyaz fermanının yayınlanmasından itibaren 6 ay içinde İstanbul’da Telefon Şirket-i Osmâniyesi adı altında bir şirket kurması zorunlu kılınmıştı. Osmanlı Anonim Şirketi olarak kurulacak şirketin kuruluş sermayesi en az 250 bin lira olacak ve idare merkezi de İstanbul’da bulunacaktı. Ayrıca şirket, Hükümet’in önceden özel izni olmaksızın başka bir şirketle birleşmeye veya imtiyazı başka bir şirkete devretmeye yetkili değildi.

Kefil, Osmanlı Bankası

Bu arada Osmanlı Bankası da Maliye Bakanlığına gönderdiği bir mektupla, Webb’in vekâlet ettiği ortak girişime, kefil olduğunu belirterek imtiyazın alınması hâlinde 10 bin Osmanlı lirası tutarında bir kefalet vereceğini taahhüt ediyordu. Sözleşmede yazılı bulunan taahhütlerin yerine getirilmesine karşılık alınan bu teminat, ancak telefon tesis ve hatlarına ilişkin uygulamanın Hükümet tarafından kontrol edilip tamamıyla gerçekleştirildiğinin teyidi anlamına gelen “kesin kabul”den sonra iade edilecekti.

İmtiyaz Süresi; 30 Yıl

Konsorsiyuma verilen imtiyazın müddeti, ferman-ı âlînin yayın tarihinden itibaren 30 sene olarak belirlenmişti. Otuz yılın bitiminde Hükümet, mevcut şebekeyi satın almadığı takdirde, imtiyaz süresi, aynı şartlar altında 10 yıl daha uzayacaktı. Sözleşmede, Hükümet’in bu 30 yıl içinde herhangi bir vakitte telefon tesis ve hatlarına el koyup satın almasını da sınırlayan ve açıklayan hükümler de yer alıyordu.

Buna göre Hükümet, imtiyaz fermanın yayın tarihinden hesaplanmak üzere 10 yıl bitmeden “şebeke”yi satın alamayacaktı. 10. yılının bitiminden sonra ise bir sene önceden haber vermek şartıyla, dilediği vakitte “şe-beke”yi satın almak hakkına sahipti. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan 13 yıl sonra İstanbul’da telefon işletmesi devletleştirilirken, Şükrü Kaya Hükümeti, bu hususu düzenleyen 26. Maddeye dayanacaktı.

İmtiyaz süresinin bitimi olan 30 yılı takip eden 10 yıllık uzatma dönemiyle birlikte 40 yıl geçtikten sonra ise “imtiyaz bütün tesisler ve halen kullanılan alet, edevat, levazımat ile şirkete ait emlak ile birlikte bedelsiz olarak” Hükümet’e geçiyordu.

500 Konuşma, 5 Lira…

Peki, şirket telefon konuşma ücretlerini nasıl belirleyecekti? Bu noktada Osmanlı Hükümeti, çok titiz davranmış, abonman ve konuşma ücretlerinde bir karmaşıklık yaşanmaması

ve vatandaşın aleyhine bir durum ortaya çıkmaması için bütün ayrıntıları, sözleşmede kayıt altına almıştı. Sözleşmeye abonman ücretlerinin tavan fiyatlarını gösteren tarifeler koyan Hükümet, belediye ve hayır kurumlarıyla birlikte aynı kategoride değerlendirilen hane ve apartmanlar için iki tür tarife uygulanmasını ve abonenin bu iki tarifeden birini seçme hakkına sahip olmasını sağlamıştı.

Bu tarifelerin birincisi konuşma başına ücretlendirme esasına dayanıyordu. Bu amaçla yıllık konuşma adedi şartı getirilerek bu adet 500 konuşma olarak belirleniyordu. Abone yıllık 500 konuşma için 5 lira ödeyecekti. Ancak 500’ü geçen her konuşması için de bu konuşmaların sayısına göre fazla ödeme yapacaktı.

Bölge İçi Limitsiz Konuşma Hakkı

İkinci abonman tarifesinde ise, imtiyaz dairesi; Rumeli ve (Adaları da içine alacak şekilde) Anadolu daireleri diye ikiye ayrılıyordu. Aynı daire içinde bulunan aboneler birbirlerini sınırsız şekilde arayabiliyor, buna karşılık senelik 8 lira abone bedeli ödüyorlardı. Ancak bulunduğu daireden, sözgelimi Anadolu dairesinden Rumeli dairesini arar ise, her konuşma için ayrıca 40 para sabit ücret daha ödemeyi kabul etmiş oluyordu.Bu kategoride ticaretle uğraşanlar için kolaylık sağlanarak indirim yapılmıştı. Eğer telefon abonesi bir mağaza, ticari veya sanayi işletmesi ile nakliye şirketi gibi bir şirket ise, bu abonelerin senelik abone ücreti 5 lira 50 kuruştu. Ancak konuşma sayısı 550’yi geçemezdi. Bu oranı geçen her konuşma ilave ücrete tabi tutulurdu.

Bir Telde Üç Telefon

Bir mülk dâhilinde ayrı tellere bağlı olan farklı telefon aleti koydurulur-sa, her biri için ayrı abone ücreti tahsil ediliyordu. Eğer sayısı fazla olursa, şirket, özel bir tarife uygulayabilir. Bir tel üzerinden alınan üç farklı aboneden her biri ayrı telefon makinesi koydurduğu takdirde ayrı abone ücreti vermiyordu. Ücretlen-dirme bir hat üzerinden yapılıyor, fazla her abone için ise yıllık 1,5 lira alınıyordu. Ancak bir tel üzerinden hizmet alan hat sayısı üçü aşamıyordu. Bu arada telefon merkezlerinin iki kilometre çapındaki alan içinde kalanlar, tarifelerde belirtilen ücretler dışında hiçbir ücret ödemeden telefon abonesi olabileceklerdi. İki kilometrenin dışında kalanlar ise Hükümet ile şirket arasında ittifakla belirlenecek olan özel bir tarifeye göre ücret vereceklerdi. Ancak İstanbul, Bilad-ı Selase (Eyüp, Üsküdar, Galata), sayfiyelerin ikamet edilen mevkileri, Boğaziçi’nin her iki sahili, Sarayburnu’ndan Yeşilköy’e kadar olan Marmara sahilinde denizden iki kilometre mesafede bulunan mevkiler ile Üsküdar’dan Pendik’e kadar Anadolu sahilinde denizden üç kilometre mesafede bulunan mevkilerde yaşayanlar bu özel ücretten muaftılar.

Telefonu Açan, Ücreti Öder

Konuşmaların ücretlendirilmesinde, dikkat edilen önemli bir husus da konuşmanın kime ait olduğuydu. Telefon açan mı konuşma ücretini ödeyecekti, yoksa karşı taraf mı? Bunun gibi ayrıntılar da sözleşmede hiçbir itiraza mahal bırakmayacak şekilde tarif edilmişti. Konuşma ücretleri, daima mahrecine, yani telefon açan kimseye ait olacaktı. Konuşmaya davet olunan aboneden hiçbir şekilde konuşma ücreti talep edilmeyecekti.

Peki, bir konuşmanın süresi, kaç dakika olarak hesap edilecekti? Sözleşmeye göre bir konuşmanın (mükâlemenin) süresi, 3 dakikaydı. Üç dakikayı çok az da aşmış olsa, aşan bölüm üç dakikalık ayrı bir konuşma olarak kabul ediliyordu. Konuşmanın süresi iki abonenin konuşmaya geçtikleri andan itibaren başlıyordu.

Umumi Telefona, 3 Dakika Sınırı

Her isteyenin rahatça telefon açması için tesis edilen umumi telefon mahallerinde bir konuşma adedi için de aynı süre geçerliydi. Ancak bu 3 dakikalık konuşma için, bir Osmanlı altını 108 sekiz kuruş kabul edilmek üzere iki kuruş alınacaktı. Şirket, sözleşmede ifade edilen bu ücret sınırlarını aşamaz, ancak dilerse, tarifelerde indirime gidebilirdi. Ancak, indirime gittiği her tari-
fede tekrar bir artış yapabilmek için Hükümetten izin almak zorundaydı. Aynı şekilde tarifelerde yapacağı her türlü düzenleme için de Hükümetin muvakafatını almaya mecburdu.

Kamu Hatlarına İndirim

O dönem de kamuya çeşitli avantajlar sağlanıyordu. Buna göre Hükümet ve belediye hususi hatlara sahip olabilecekti. Ancak her iki kurum da şirketin şebekesini kullanmak istediği takdirde, şirket, Hükümetin alacağı telefon abonelerinin hepsi için yüzde 50 indirim yapacaktı. Bu indirim oranı, belediyenin alacağı hatların tamamı yerine yarısına uygulanıyordu. Eğer belediyenin abonelik sayısı 50’yi geçerse yüzde 25 oranında indirim yapılacaktı. Belediyenin hayır kurumları da bu indirimden istifade ediyordu.

İtfaiyeyi Aramak Bedava

İtfaiye teşkilatına telefon aboneliği konusunda daha büyük ayrıcalıklar tanınıyordu. Şirket, itfaiye merkezlerine konulmak ve sadece itfaiye işlerinde kullanılmak üzere 15 telefon postası tesisini ücretsiz üstleniyordu. Yine bir yangın meydana geldiğinde gerek polis gerekse belediye memurlarıyla mahalle bekçileri, ücretsiz olarak itfaiyenin umumi merkeziyle diğer mevkilerini arayabilecekti.

etiketler:

FİKRİNİZİ BELİRTİN.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir