Ana Sayfa İş Dünyası Röportajları SUNAR TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKI SUNUYOR

SUNAR TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKI SUNUYOR

0
0

Bir dönem başkanlığını da üstlendiği MÜSİAD Adana Şubesinin kurucuları arasında yer alan, aynı zamanda da hâlen MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olan Sunar Grup Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Çomu, Sunar şirketlerinin Türkiye ekonomisine katkılarını değerlendirdi. Birçok konuda alanında öncü olan Sunar’la ilgili Çomu, “Türkiye’nin
ilk ve tek Sorbitol, Maltitol üreticisiyiz. Sorbitol ve Maltitol üretimine başlamamızla birlikte dış ticaret açığını azaltmak hususunda ekonomiye katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum.” açıklamalarında bulundu.

Sunar Grup şirketleri ve faaliyet alanlarından bahseder misiniz?
Sunar Grup, ilk olarak 1974 yılında çırçır ve çeltik fabrikasıyla yatırımlarına başladı. Daha sonra 1976 yılında Osmaniye’de un üretimi yapan Sunar Özlem Tesisi devreye alındı. Sunar Özlem, hâlihazırda grubumuzun ekonomiye katkıda bulunan en kıdemli işletmesidir. Takvimler 1980’leri gösterdiğinde Çukurova’da toprak ağalığı ve “beyaz altın devri” (pamuk) kapanmak üzereydi. Yaşanan sıkıntılar işçiyi, çiftçiyi ve sanayiciyi pamuk üretmekten ve işlemekten alıkoyuyordu. O sırada bölgemizde deneme amaçlı çok küçük miktarlarda mısır yetiştiriliyordu. Babam Nuri Çomu, bölgenin çiftçisi zor durumda kalmasın, alternatif bir ürünü olsun diye, mısır bitkisi için detaylı araştırmalara başladı. Nitekim o zamana kadar yabancı firmaların ürettiği, ülkemizin ise ithal ettiği mısır nişastası ve türevlerine, yatırım yapmaya karar verdi. Böylece 1985 yılında nişasta üretici şirketimiz Sunar Mısır kuruldu. Sunar Mısırın ardından 1997’de Osmaniye’de Sunar Özlem Tesisimiz ile entegre olarak Sunar Yem Fabrikası faaliyete geçirildi. Sunar Mısırın bir diğer yan ürünü ise mısır yağıydı. Yağ fabrikamız kurulmadan önce nişasta fabrikasına entegre olarak tek bir hat üzerinde küçük tonajlarda mısır yağı elde ediyor ve bunu yerel tüccarlara satıyorduk. 2000’li yılların başında devletimizin dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla yağlı tohum elde edilen bitkilerin ekimi için çiftçilere destek vermeye başlamasıyla biz de mısır yağını daha değerli kılabilmek ve çiftçilerin ayçiçeği desteğinden
faydalanabilmesini sağlamak için Elit Gıdayı kurmaya karar verdik. Böylece Sunar Grup tesisleri Türkiye’nin mısır yağını tarladan sofraya üretebilen ilk ve tek entegre tesisi oldu. Mısır konusundaki uzmanlığı, mısır yağı pazarına hızlı bir giriş yapmasını sağladı ve kısa sürede pazarın en büyük oyuncusu oldu. Elita Gıda kuruluşunun üzerinden dört yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen 2011’de ilk kez ISO 500 listesine girdi ve gösterdiği üstün performans
sayesinde 2012’de “En Hızlı Büyüyen Gıda Firması” unvanını aldı. Ayrıca uluslararası platformlarda lezzet ve kalite testlerinden geçerek “Üstün Lezzet Ödülü”ne layık görüldü. Elita Gıda, kurulduktan üç yıl sonra ürünlerini yurtdışına pazarlamaya ve Türk malı kalitesini dünyaya tanıtmaya hazır hâle geldi. Bu nedenle 2009 yılında grup şirketlerinin yurtdışı pazarlama faaliyetlerini yürütmek üzere Sunar Pazarlama şirketi kuruldu. Elita Gıdanın kuruluş sürecinde Nuri Çomu toprağa bir kez daha yatırım yaparak yaklaşık 60 bin meyve fidanı dikimiyle, Global
GAP ve İyi Tarım Uygulamaları sertifikalarına sahip NÇS meyve bahçelerini de kurdu.

Sunar Mısır ve Elita Gıda ile Türkiye ekonomisine nasıl bir katkı sunduğunuzu düşünüyorsunuz?
Bugün Türkiye’de yerli ve yabancı sermayeli birçok mısır fabrikasının kurulması, Çukurova’nın Türkiye mısırının üçte birini üreten ambar hâline gelmesi, nişasta ve nişasta bazlı şekerlerde dışa bağımlılığın azalması Nuri Çomu’nun akılcı ve cesur adımları sayesinde olmuştur. Sunar Mısır, bugün Türkiye nişasta ve nişasta bazlı ürünler pazarının en büyük beş oyuncusundan biridir. Elita Gıda, bölgede yetişen tarım ürünlerinin değerlendirilmesi, çiftçiye hizmet edilmesi, ürünlerin ekonomik olarak daha kıymetli hâle getirilmesi ve kaliteli ürünlerin üretilmesi sayesinde hem yurtiçi hem de yurtdışı pazarda başarılı oldu. Böylelikle Sunar, Türkiye mısır yağı ihracatının yüzde 43’ünü, nişasta ihracatının yüzde 58’ini ve glikoz ihracatının yüzde 27’sini yapan ve Türk malının kalitesini dünyaya tanıtan bir
şirketler grubu oldu. Ayrıca şunu söyleyebilirim. Sunar Grup, girişimci ruhundan hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Her geçen gün bölgesine ve ülkesine yatırım yapmaya devam etmektedir. 2012 yılında Elita Gıdanın kapasitesini üç katına çıkarmış, 2013 yılında Türkiye’nin ilk ve tek yerli üretim Sorbitol’ünü üretmiş, 2014 yılında ise Türkiye’nin en büyük lisanssız kojenerasyon tesisini kurarak kendi elektriğini, çevre dostu ve tasarruflu bir şekilde üretmeye başlamıştır. Bu kojenerasyon tesisinin kurulması sayesinde bölge sanayicisine örnek olmuş, elektrik hatlarındaki düzensiz ve verimsiz elektrik tedarikinin düzenlenmesine yardımcı olmuştur. Türkiye’nin ilk ve tek Maltitol üretim tesisini de 2015 yılında kurmuştur.

Türkiye’de düşük kalori değerine sahip doğal tatlandırıcılar olan Sorbitol ve Maltitol’un tek üreticisiniz. Bu ürünlerin Türkiye ekonomisine nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
Türkiye’nin ilk ve tek Sorbitol ve Maltitol üreticisiyiz. Biz bu ürünlerin üretimini gerçekleştirene kadar sanayicilerimiz bunları ithal etmek zorunda kalıyorlardı. Bizim Sorbitol ve Maltitol üretimine başlamamızla birlikte dış ticaret açığını azaltmak hususunda ekonomiye katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum. Aynı zamanda özellikle şekerleme ve bisküvi sanayisinde faaliyet gösteren sanayicilerimizin söz konusu ürünleri daha uygun fiyatlara tedarik etmelerini sağlamış olduk. Biz, pazara girdikten sonra bu ürünlerin yurtiçinde satışını yapan yabancı sermayeli firmalar da fiyatlarını revize etmek durumunda kaldı. Bir yandan da bu ürünlerin pazardaki ulaşılabilirliğini artırmış olduk. Ayrıca “Yeni Türkiye”nin ihracat hedeflerine ulaşması hususunda da gıda sektöründe yer alan sanayicilerimizin daha rekabet edilebilir fiyatlarla pazarda yer almasını sağladık.

Dış ticaret açığını kapatma amacıyla yola çıktığınız “Doğuya Ayçiçeği Doğuyor” projeniz var. Bu projenin detaylarını ve ekonomiye katkılarını okurlarımızla paylaşır mısınız?
“Doğuya Ayçiçeği Doğuyor” projemiz, dış ticaret açığının kapatılması amacıyla başladı; ancak bir süre sonra her yönüyle 360 derece sosyal ve ekonomik kalkınmaya hizmet eder hâle geldi. “Doğuya Ayçiçeği Doğuyor”, ilk olarak Ekonomi Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yapılan cari açığın kapatılmasına yönelik proje fikirlerinin istişare toplantısında gündeme geldi. Yağlı tohumlar ve türevleri, Türkiye’nin en büyük cari açığını oluşturan petrolden hemen sonra konumlanmaktadır. Yıllık yaklaşık 4,2 milyar dolarlık bir ayçiçeği ithaithalatımız
bulunuyor. Ancak ülkemizde aynı zamanda hâlihazırda da atıl durumda bulunan 4-5 milyon hektar arazi mevcut. Bu arazilerin büyük bir kısmı da Orta ve Doğu Anadolu’da yer alıyor. Bu arazilerin doğru tarım uygulamaları ile değerlendirilmesi durumunda Türkiye’nin bu alanda ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçmesi söz konusu. Biz de bu nedenleri göz önüne alarak 2012 yılında Muş’u pilot il olarak belirledik ve projemize başladık. Proje kapsamında da ilk olarak çiftçilerle istişare toplantıları gerçekleştirip sorunları ve eksikleri tespit ettik. Daha sonra da planlamamızı yaptık ve tohum sağlanması için bayilik organizasyonları gerçekleştirdik. Hasatta tahsil edilmek üzere ücretsiz tohum sağladık. Bir yandan da örnek ekimler gerçekleştirdik ve tarla başı eğitimleri verdik. Hasat zamanında ise alımlarımızı tamamladık. Muş’ta daha önce ekim yapılan alanlara göre üç kat, verimde ise iki kat artış yakaladık. Çiftçilerimizin makine-ekipman, lojistik de dahi olmak üzere her sorununa derman olmaya çalıştık. Asıl amacımız; bölgedeki atıl tesislerin sanayiye kazandırılmasını sağlamak, bölgeye yatırım çekmek, istihdam fırsatları oluşturmak, özellikle yağ ve lojistik sektörü başta olmak üzere ekonomik hareketlilik kazandırmaktı. Nitekim Muş’ta yağlık ayçiçeği tarımı hâlen aynı düzeyde ve verimlilikte devam etmektedir. Ham madde ekonomik olarak değerlendirilmektedir. Projemizin devamını bu yıl Erzurum’da hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Sunar Grubu bugüne taşıyan değerler hakkında neler söyleyeceksiniz?
Biz, insanın sadece ekonomik bir canavar olduğuna inanmaktan imtina eden bir anlayışla büyümekteyiz. Homoekonomikus’un değil, Homoislamikus’un değerlerine inanıyoruz. Önce Allah’a kul olmakla, Allah’a hesap vermekle mükellefiz. Bizim ekonomi anlayışımızda yatırımlar; kendi nefsimizi tatmin etmek için değil, Allah’ın bize bahşettiği rızkı önce çalışanımız sonra çiftçimiz, tedarikçimiz, müşterimiz ve ortaklarımızla paylaşmak ve ülkemizin ekonomik sürdürülebilirliğine katkı sunmak için yapılır. Ayrıca hiçbir yatırımımız tesadüfi değildir. Tüm yatırımlarımızı önce çiftçiye sonra vatana hizmet anlayışıyla gerçekleştirdiğimizi görebilirsiniz. Ayrıca her zaman için ülkemizin çiftçisinin ürününü satın almaya özen gösteriyoruz.

Sosyal sorumluluk çalışmalarına önem verdiğinizi biliyoruz. Bu konuya da değinebilir misiniz? Sizce iş dünyası yeteri kadar bu alana yöneliyor mu?
Her yıl 300’den fazla öğrenci şirketlerimizin karşılıksız bursundan faydalanmaktadır. Bu burslar aracısızdır, direkt öğrencinin hesabına yatırılır. Öğrencilerimiz, mezun olduktan sonra ilk bize gelirler. Lisans eğitimlerini tamamladıkları alanlarda eleman ihtiyacımız var ise biz değerlendiririz, yoksa onlara koçluk hizmeti veririz. Sadece lisans eğitimi ile de kalmaz, master eğitimleri için de hem öğrencilerimizi hem de çalışanlarımızı teşvik ederiz. Tüm bu bahsettiğim sosyal sorumluluk çalışmaları nedeniyle de babam Nuri Çomu 2007 yılında TBMM tarafından “Üstün Hizmet Ödülü”ne layık görülmüştür ve bu ödülü dönemin Başbakanı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey’in elinden almıştır. Hâlâ bu gurur verici hadiseyi anımsadığında ilk günkü heyecan ve vatan sevgisi ile gözleri dolar; “Önce Allah rızası, sonra yetimin/düşkünün duası, sonra da devletimin bekası için oğlum.” der. Ödülünü alırken yaptığı konuşmada; “Ben ülkeme güveniyorum, benim ülkem çok iyi yerlere gelecek ve benim ülkem çok daha büyük, çok daha zengin, çok daha müreffeh bir ülke olacak.” demiştir. Babamın yaşadığı gururla kıyaslanamaz tabii ama çok şükür aynı şekilde ben de şirketlerimizin reel ekonomiye katkılarından ötürü ASKON tarafından ödüle layık görüldüm ve bu ödülü Cumhurbaşkanımızın elinden alma şerefine nail oldum. Biz, çeşitli yardım kurumlarında gönüllü olarak çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar kapsamında imam hatip talebelerinin her türlü ihtiyacını karşıladık. Örneğin; İHH İnsani Yardım Vakfı ile Afrika’ya gelir kapısı niteliğinde keçiler gönderdik, bu yardım bizim için çok kıymetli. Çünkü bu insanlara sadece yardım etmiyoruz; çalışmayı öğretip, onları bu yönde teşvik ediyoruz. Afrikalı yetim annelerine ulaştırılan keçiler ile onlara bir geçim kaynağı oluşturuyoruz. Afrika, bu ümmetin yetim yurdu. Bu coğrafya açlık ve sefaletle boğuşuyor. Bizler bu yaraya derman olmazsak, başka kim olabilir? Sayın Cumhurbaşkanımız Somali’de insanlık dramı yaşanırken Afrika çıkarması yapıp, seferber olmuştu. Dünyanın, özellikle Batı’nın görmezden gelen tavırlarına aldırış etmeden milletimizi Afrika’ya yöneltmişti. Halkımız sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla her daim yardımseverliğini gösterdi. Allah’ın rızasını gözeterek, böylesine titiz çalışmalar yürüten arkadaşlarımızı ve bu ateşin ilk kıvılcımını yakan hükümetimizi yürekten kutluyorum. Şirketlerimizle, çalışanlarımızla her zaman bu STK’ların destekçileri olmaktan gurur duyuyoruz. Bunun yanı sıra çok önem verdiğimiz cami projelerimiz de oldu. Bugünlerde eleştirdiğim bir durum var. Hayırseverlerimiz, bazı illegal oluşumların bir parçası olmamak adına ya da o kurumlarla adlarının anılmasını bertaraf etmek için her türlü yardım kampanyasından uzak duruyorlar. Bunun böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum. İş dünyasında yer alan kurumlar her türlü yardım kampanyalarında “Ben buradayım.” diyebilmeli.

FİKRİNİZİ BELİRTİN.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir