Ana Sayfa Aktüel Teknoloji SANAYİ 4.0 DÖNEMECİNDE
SANAYİ 4.0 DÖNEMECİNDE

SANAYİ 4.0 DÖNEMECİNDE

0
0

Geride bıraktığımız üç sanayi devrimine geciken ve teknoloji üretiminde geride kalmanın faturasını yıllardır ödeyen Türkiye için Sanayi 4.0, önemli bir geçiş sürecidir.

Bugün, sanayi üretiminde tarih içerisinde kaydedilen aşamaları ele aldığımız zaman, üretim süreçlerinin ve biçimlerinin değişime uğrayacağı yeni bir paradigmanın kıyısında olduğumuzu açıkça görüyoruz. Daha önce benzeri görülen ve büyük değişimlere yol açan üç önemli aşamayı göz önünde tutarak, dünyamızı bekleyen bu yeni paradigmaya Sanayi 4.0 yani 4. Sanayi Devrimi adı verildi.

İlk defa Almanya’nın Hannover Fuarı’nda kullanılan bu niteleme, şimdilik kulağımıza biraz iddialı geliyor olabilir. Çünkü tarihteki herhangi bir sürecin devrim olduğunu söyleyebilmek için bu sürecin kendisinden önceki koşulları bütünüyle değiştirdiğini bilmemiz gerekir. Yani, bizler ancak sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını anladığımız değişimlere devrim deriz. Dolayısıyla bir devrimi geride bırakmadan, hiç değilse yaşamaya başlayıp, etkilerini görmeden saptamak olanaksızdır: Sanayi üretimindeki üç devrimin tamamı da geride bırakıldıktan sonra tespit edilmiştir. Hâlbuki makinelere dijital sistemlerin uygulanarak, akıllı üretim süreçlerine ulaşılmasını öngören bu dördüncü aşamanın, somut çıktıları henüz toplumsal tüketimle buluşmadan, daha olumlu ya da olumsuz etkileri toplumsal hayatta tecrübe edilmeden saptandığını görüyoruz. Aslında bu, bir bakıma sözünü ettiğimiz devrimin başladığını da gösteriyor; ya da kim bilir, Sanayi 4.0 devrimiyle ilgili bildiklerimizi bile deviriyor.

Belki de bu yüzden, kimileri Sanayi 4.0’ı müstakil bir devrim değil, mevcut teknolojik seviyenin devamını teşkil eden, bağlantılı bir gelişim süreci olarak değerlendirmeyi tercih ediyor. Bu aşamanın nitelikleri itibarıyla tasnif edilmesi tamamen başka bir mesele, fakat şurası kesin ki Sanayi 4.0, üretim stratejisinin hayata geçirilmesiyle birlikte etkileri gündelik yaşantımızı değiştirecek birçok gelişmeyi doğrudan yaşayacağız. Önümüzdeki beş yıl içerisinde hem kolumuzdaki saatten gözümüzdeki gözlüğe kadar bütün kişisel aletlerin hem de trafikteki taşıtlardan fabrikadaki iş makinelerine kadar üretimde ve ulaşımda kullanılan bütün toplumsal araçların -yani deyim yerindeyse insanın çevresini oluşturan cansız varlıklar toplamının- internete bağlanacağı tahmin ediliyor. Bu tahmini ilerletirsek, 2020 itibarıyla 50 milyara ulaşacağı öngörülen internet bağlantılı cihazların, nesnelerin interneti (internet of things) adı verilen büyük sanal evreni ortaya çıkaracağını şimdiden rahatlıkla kestirebiliyoruz.

Elbette bu aşamanın getireceği değişimlerin etkileri, bireysel ve toplumsal yaşamla sınırlı kalmayacak. Üretim süreçlerini hatırı sayılır şekilde değiştireceği tahmin edilen Sanayi 4.0 hem gelişmiş hem de gelişen ülkelerin ekonomileri bakımından da önemli bir dönemeci belirtiyor: Bu dönemeçte, gelişmiş ülkeler maliyet düşüşü ve verimlilik artışıyla üretimde kaybettikleri rekabet gücünü yeniden elde etme şansını kazanırken, gelişen ülkeler de alınması gereken teknolojik mesafeyi hızlıca katederek, bir üst gelir düzeyine ulaşma fırsatını yakalayacak. Paradigma değişimi, gerekli riskleri alarak mevcut durumun önerdiği konforu terk etme cesaretini göstermeye ve ilerlemek için zorunlu atılımları yapmaya mecbur bırakacak bir çatışmanın yaklaştığını işaret ediyor. Bu kaçınılmaz çatışmayı önceden kestiren, bu yüzleşmenin getireceği yeni koşullara hazırlanan ve bu değişim sürecini yönetmeyi başaran ülkelerin kârlı çıkacağını söyleyebiliriz. Dolayısıyla Sanayi 4.0’ın, önceki üç sanayi devrimine geciken ve on yıllardır teknoloji üretiminde geride kalmanın faturasını ödeyen ülkemiz için önemli bir geçiş süreci olduğuna kuşku yok. Buradan bakınca 4. Sanayi Devrimi’ni hem uzun vadede küresel rekabette ileriye geçebilmenin zeminini teşkil edecek altyapıyı oluşturmak için hem de orta gelir tuzağına düşmeden büyümeyi sürdürmenin başat gerekliği kabul ettiğimiz teknoloji-yoğun ve katma değeri yüksek ürünlere yoğunlaşmak için önemli bir fırsat olarak kabul edebiliriz -üstelik farkındalık seviyesi bakımından, önceki sanayi devrimleriyle karşı karşıya kaldığımız süreçlere nispetle iyi bir durumdayız.

Etkileri itibarıyla teknolojideki gelişim sürecini bir rüzgâra benzetmek yanlış olmayacaktır. Ve hepimizin bildiği bir darbımeselde anlatıldığı üzere, rüzgârın yönünü dilediğimiz gibi değiştiremeyiz ama yelkenlerimizi rüzgâra göre ayarlayarak istediğimiz limana ulaşabiliriz. Bu nedenle MÜSİAD, süreci başından beri yakından takip ediyor. Temsiliyet mesuliyet getirir: Bilindiği üzere Türkiye’nin en yaygın teşkilatlanan sivil toplum kuruluşuyuz hem yurtiçi hem de yurtdışında, ekonominin her alanında faaliyet gösteren 50 bin üye işletmeyi temsil ediyoruz. Dünyada yaşanan değişim süreçlerini takip ederek, ufkun ötesini görmek ve göstermek, sürekli vurguladığımız “vizyoner olmak” niteliğinin bir gerekliği olduğu için, üyelerimizin 4. Sanayi Devrimi’ne en iyi şekilde hazırlanmasını sağlamak adına lüzumlu çalışmaları yapmak da öncelikli ödevlerimiz arasında. Konuyla ilgili yaptığımız çalışmaları, doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki ana başlıkta toparlayabiliriz. Sözgelimi, yakın zamanda yaptığımız Sanayi 4.0 çalıştayı ve çalıştayın verilerini kamuoyuyla paylaşacağımız yazım aşamasındaki Sanayi 4.0 raporumuz, bu alanda yaptığımız doğrudan çalışmalara örnek teşkil ediyor. Yine ülkemizin önde gelen şirketlerine, savunma ve havacılık gibi stratejik sektörlerdeki yüksek katma değerli ürünlerini sergileme ve bu alanda dünyanın öncü firmalarıyla iş geliştirme fırsatları sunan High-Tech Port by MÜSİAD projesi, yalnızca ilgili sektörlerdeki teknolojik yenilikleri değil, aynı zamanda Türkiye’nin vizyonunu ve son 10 yılda yaptığı teknolojik atılımların çıktılarını da dünyaya gösteren önemli bir vitrin projesi olarak Sanayi 4.0’la ilgili yaptığımız doğrudan çalışmaların başını çekiyor.

Öte yandan, 4. Sanayi Devrimi’ni başarabilmek için öncelikle ülke ekonomisinde faaliyet gösteren bütün aktörlerin farkındalık düzeyini arttırmak gerektiği açıktır. Çünkü bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak mümkün değildir. Fikir üretmeden de beynimizdeki gözleri kullanmak, dolayısıyla geleceğin getireceklerine hazırlık yapmak olanaksızdır. MÜSİAD, bu bakımdan büyük bir eksiği doldurarak düzenlediği paneller, yaptığı oturumlar, gerçekleştirdiği zirveler ve yayımladığı araştırma raporlarıyla üyelerine vizyon kazandırmaya çalışıyor. Öyleyse bu faaliyetlerin hepsini dolaylı olarak, Sanayi 4.0 üretim stratejisine yapılan hazırlıklar kapsamında değerlendirebiliriz. Öte yandan bu devrimi başarmak, aynı zamanda yeni paradigmanın getireceği üretim niteliklerini sağlayan girişimcilerin ortaya çıkmasına imkân tanıyacak bir ekosistemi oluşturmakla doğrudan ilgilidir. Bu bakımdan, mevcut iktisadi sistemin ve piyasa koşullarının iyileştirilmesi yönünde, atılan her adımın ve gösterilen her gayretin de 4. Sanayi Devrimi’ne hazırlık çalışmaları bağlamında ele alınabileceğini hatırda tutmak gerekir.

Ülkemizin ekonomisini daha ileriye taşımak için iktisadi sistemdeki yapısal sorunları saptamak ve bu sorunları çözüme kavuşturarak sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak önceliklidir. MÜSİAD olarak, ekonominin, akademinin ve bürokrasinin sinir uçlarını birbirine bağlayarak yaptığımız çalışmaların neticesinde, ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasının önündeki en büyük iki engelin yüksek faiz oranları ve işletmelerin finansman zorlukları olduğunu tespit ederek, bu sorunları ortadan kaldırmak için çeşitli çözüm önerileri ürettik. Aynı zamanda, yeni paradigmanın gerektireceği iş gücü niteliklerini sağlayan bir eğitim sistemini tasarlamanın ve uygulamaya geçirmenin önemini de sürekli vurguluyoruz. Bu gibi ekonomideki bütün aktörleri yakından ilgilendiren sorunların giderilmesi ve piyasa koşulların iyileştirilmesi ilk elde 4. Sanayi Devrimi’yle doğrudan alakalı gibi görülmese de aslında bu aşamanın başarıyla kaydedilmesi için öncelikli olarak yerine getirilmesi gereken şartlarıdır. Çünkü yukarıda saydığımız sorunlar giderilmediği sürece, Türkiye ekonomisi hem orta gelir tuzağına yakalanmadan yoluna devam etmekte hem de yeni paradigmanın ihtiyaçlarına cevap vermek için gereken atılımları yapmakta zorlanacaktır.

Her çatışmanın, sorun ve fırsat olmak üzere iki tarafı vardır. Yeni paradigmanın kıyısına geldiğimiz bu süreçte karşımıza çıkan sorunları fırsata dönüştürmek için iki temel ihtiyaçtan söz edebiliriz: Erken farkındalık ve gerçek kararlılık. Ülkemizin farkındalık bakımından iyi bir düzeyde olduğunu söylemiştik. Öyleyse bu devrimi başarmak bizim kararlığımıza kalıyor.

etiketler:

FİKRİNİZİ BELİRTİN.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir