Ana Sayfa İş Dünyası Röportajları Faizlerin Düşmesi, İktisadi Hayatı Canlandırıyor
Faizlerin Düşmesi, İktisadi Hayatı Canlandırıyor

Faizlerin Düşmesi, İktisadi Hayatı Canlandırıyor

0
0

FuzulEv Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Akbal, bankaların konut kredisi faizlerini yüzde 1’in altına indirmesi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Faiz oranın 1,14’ten 0,9’a düştüğünde olumsuz bir durum yaşanmadığına ve daha fazla canlılık sağlandığına göre faizlerin düşmesi iktisadi hayatın canlanması anlamına geliyor. Millî birlik ve beraberliğimizin her zamankinden daha önemli olduğu bugünlerde faiz oranın düşürülmesi gerekiyor.

Kişileri, Türkiye’nin her yerinde faizsiz, peşinatsız ve vade farksız ev sahibi yapan aynı zamanda da uluslararası yatırım piyasasında etkin rol oynayan FuzulEvin Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Akbal’la gayrimenkul sektörünü ve bankaların konut kredisindeki faiz indirimini masaya yatırdık. Yaptığı açıklamalarda “Konut yatırımı kaybettirmez.” İfadesine sıklıkla yer veren Akbal, hangi bölgelere yatırım yapılması gerektiğini anlattı. Bankaların konut kredisi faizlerini yüzde 1’in altına indirmiş olması ile ilgili de Akbal, “Millî birlik ve beraberliğimizin her zamankinden daha önemli olduğu bugünlerde bu oranın daha da düşürülmesi gerekiyor.” dedi.

Gayrimenkul sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

AK Parti’nin 15 yıldır tek başına iktidar olmasının Türkiye ekonomisine istikrar kazandırdığını söylemek mümkün. Bu istikrar da yatırıma dönük bir ortam oluşturdu. Bu yatırımlar da ağırlıklı olarak gayrimenkul sektöründe meydana geldi.

Gayrimenkul alanı, Türkiye’ye ekonomik anlamda önemli girdi sağlıyor ve istihdamı arttırıyor. Hatta bu sektör, millî gelirimizin yüzde 6’sına erişti. Bu ciddi bir rakam. Aynı zamanda bu sektör beraberinde cam, çimento, boya, kiremit gibi 200’ün üzerinde alt sektörü de harekete geçiriyor. Dolayısıyla da bu sektörün yükselmesi, Türkiye ekonomisinin ve istihdamın artması demektir. Bu açıdan baktığımızda gayrimenkulün Türkiye ekonomisinde çok önemli bir yer kapladığını söyleyebiliriz.

“Konut yatırımı kaybettirmez.” gibi ifadeler kullanıyorsunuz. Bu sözünüze istinaden yatırım yapmak isteyen kişilere, özellikle hangi bölgelere yatırım yapmalarını öneriyorsunuz?

Para kazanmak isteyen yatırımcı, yeni projelerin yoğunlaştığı bölgelere yönelebilir. Örneğin; İstanbul’da üçüncü havalimanı yapılıyor ve burası Arnavutköy’den Başakşehir’e kadar olan bölgeyi kapsıyor.  Bu lokasyondaki havalimanında yılda 150 milyon yolcu transferi yaşanacak. Dolayısıyla buranın altyapısından tutun da şehrin ulaşımına kadar her türlü ihtiyacı karşılandığında bu bölgeler yatırım çekecek cazibe merkezleri hâline gelecek. Yeni yerleşim yerleri de önem arz ediyor. Örneğin; Sabiha Gökçen Havalimanının İstanbul’un Anadolu Yakası’nda bulunan Kurtköy-Sultanbeyli istikametine doğru olması burayı öne çıkarıyor. Ayrıca Formula-1 yarış pistinin de aynı güzergâhta yer alması bölgeye yatırımı cazip hâle getirdi. Bir de Hoşdere gibi yeni konut alanları oluşturuluyor. Eski yerleşim birimlerimiz de var; ama AK Parti Hükümeti’nin iktidarından önce rant oluşturmak maksadıyla insanlara gelişigüzel imar izni verilmişti. Bu imar izni çarpıklığının acı sonuçlarını da 1999 yılında meydana gelen Marmara Depremi’nde görmüş olduk. Aynı acıları yaşamamak adına Hükümet’in almış olduğu bir “kentsel dönüşüm” programı devreye sokuldu. Buna paralel olarak da eski yerleşim birimlerinde yeniden yapılanma çalışmaları başlatıldı. Biz de Fuzul Grup olarak, Gaziosmanpaşa’da ilk kentsel dönüşüm ihalemizi aldık. Özetle yatırım yapacak kişilere, kentsel dönüşümün olduğu bölgeler, mega projelerin gerçekleştirildiği lokasyonlar ve yeni oluşturulan yerleri tavsiye edebilirim.

Türkiye’de gayrimenkul sektörünün ilk 8 ayını değerlendirir misiniz?

Söylentilere baktığınız zaman gayrimenkul sektörünün gidişatının iyi olmadığına dair söylemler bulunuyor; ama reel rakamlara göre durumun böyle olmadığı ortada. Yatırımcı, yatırımlarına devam ediyor. Geçen yılın rakamlarını baz aldığımızda, sektörde yüzde 10-15 civarında bir daralma söz konusu oldu; ama bu ihmal edilebilir bir noktada.  Ülke ve dünya konjonktürü açısından baktığımızda 2015 yılı ile 2016’yı kıyaslamak pek mümkün değil. 2016 yılında memleketimiz önemli badireler atlattı. Özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi ile bu durum ayyuka çıktı. 16 Temmuz’un ilk saatleri itibarıyla darbe girişiminin sonuçsuz kalması ile birlikte yabancı yatırımcı gözlemde kaldı ve bir hafta sonra tekrar kaldığı yerden devam etti. Yüzde 10-15’lik bir daralma oldu; ama bu dünya genelinde de yaşanan bir daralmaydı. Ayrıca bizim en büyük yatırım potansiyelimizi yurtiçi yatırımcılarımız oluşturuyor. Bu kişiler de yatırım yapmadan önce siyasi istikrara bakıyor.

15 Temmuz’dan öncesi ve sonrası arasında ciddi farklar meydana geldi. 15 Temmuz’dan önce piyasa daralıyor diye bir fırsatçılık vardı. 15 Temmuz’un sonrasında ise ülkeye, vefa projesi altında yatırımcılar gelmeye başladı.

Tabii faizlerin de etkisi var. 15 Temmuz’dan önce faizler yüzde 1’in üzerindeydi.  Geçmiş hükümetler döneminde devlet bankaları kâr açıklıyordu. Hâlbuki bu bankalar, ekonomik hayatı düzenlemek ve daralan piyasalara finans sağlamak için varlar. Paradan para kazanmaya çalışılmış. Oysa Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ısrarla bankaların faiz indirimine gitmesi gerektiğini söylüyordu. Bu faiz oranın 1,14’ten 0,9’a düştüğünde olumsuz bir durum yaşanmadığına ve daha fazla canlılık sağlandığına göre demek ki faizlerin düşmesi iktisadi hayatın canlanması anlamına geliyor.  Geçtiğimiz son aylarda, iki hafta gibi kısa bir süre zarfında 2 bin konut satıldı. Emlak Konut, yüzde 0,7 faizle on yıl vade yaptı. Bu duruma özel sektör olarak biz de tarihî bir kampanya ile katıldık. Bakın faiz düştü ve 2 bin konut satıldı. Bu da yaklaşık 1,6 milyar TL’lik bir ticaret anlamına geliyor. Derecelendirme kuruluşları istedikleri kadar Türkiye’nin notunu düşürsünler. Bu memleket yaşanan darbe girişiminin ardından 11 milyar dolar bozdurdu. Bu tarihte görüşmemiş bir dayanışma örneğidir. Özetle evet bir daralma söz konusu; ama bu siyasi konjonktürün getirmiş olduğu bir çekilmedir. Şartları iyileştirebildiğiniz takdirde insanlar tekrar alıma geçecektir.

Ağustos sonu itibarıyla devlet katkısıyla konut almak isteyenler için bankalarda “konut hesabı” açtırma dönemi başladı. Bu durumun Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biri olan inşaat sektörüne ne gibi katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

Konut hesabı açtırma dönemi, aslında “tasarrufa özendirme operasyonu”dur. Türkiye’nin tasarruf oranları Avrupa’ya oranla çok daha düşüktür. Gelirimizin üzerinde bir harcamamız söz konusu; tasarruf edemiyoruz, harcıyoruz.  Borçlanmamız gelirimizin üzerinde. Ülke olarak da Bireysel Emeklilik Sistemi aktif edildi ve bu 45 yaş altı için zorunlu hâle getirildi. Sayın Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde açıkladığı bir “konut tasarruf sistemi” vardı. Vatandaş, beş yıl ödeme yapacak, bu beş yılında sonunda para birikecek devlet de yüzde 15’lik bir katkı sağlayacaktı ve böylelikle ev sahibi olunabilecekti; ama bu çok başarılı olmadı.

Bankalar konut kredisi faizlerini yüzde 1’in altına indirdi. Ancak sektör temsilcileri oranın daha da düşürülmesi gerektiğine dair açıklamaları bulunuyor. Sizin konuyla ilgili düşünceleriniz neler?

Konut kredisi faizleri, yüzde 1,14 oranında iken bizim yüzde 1 talebimize karşı bankalar, “imkânsız” dediler; ama şu an yüzde 0,9’a düştüler. Şimdiler de ise 0,5 telaffuz ediliyor. Millî birlik ve beraberliğimizin her zamankinden daha önemli olduğu bugünlerde bu oranın düşürülmesi gerekiyor. Darbe girişiminin bertaraf edildiği bugünlerde kâr düşünülmemelidir. Örneğin; evinizde yangın çıktığında o an evinizi değil, hane halkının sağlığını düşünürsünüz. Ülkemizin durumu da budur. Bu pencereden baktığımızda yüzde 0,5’in de mümkün olduğunu düşünüyorum.

etiketler:

FİKRİNİZİ BELİRTİN.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir